FORGOT YOUR DETAILS?

Ailenın Görevleri

UYUŞTURUCU ÖNCE SÜRÜNDÜRÜR SONRA ÖLDÜRÜR

‘Michael Jackson’dan sonra ünlü şarkıcı ‘Amy Winehouse’ da gencecik yaşında uyuşturucudan öldü. Uyuşturucu böyledir. Eğer ondan uzak durmazsanız öldürmeden bırakmaz. Özellikle çocuk ve genç kitleyi etkilemesi, yaygınlığının korkutucu boyutlara gelmesi ve telafi edilmeyecek sonuçlara sebep olması uyuşturucu bağımlılığını yüzyılın sağlık sorunu haline getirmiştir. Çünkü uyturucu sadece bugünü değil geleceği de ipotek altına alan bir beladır.

En Büyük Sebep Aile Sorunları

Uyuşturucu sebebiyle görüştüğümüz gençlerde genelde sorunun aile ilişkilerinde olduğunu görüyoruz. Konuşmayan, iletişimi zayıf, paylaşıma kapalı, duygusal ihtiyaçların karşılanamadığı ailelerde gençler bir boşluk ve bulanım durumuna düşebiliyor ve sonuçta çareyi arkadaşlarının sunduğu uyuşturucuda bulabiliyor. Birçok genç duygusal ihtiyaçlarını karşıladığını düşündüğünden uyuşturucu içiyor. Ancak düştüğü bu tuzak duygusal boşluğunu git gide artırdığı gibi buna ilaveten uyuşturucu bağımlısı yapmış oluyor. İten, kakan, hakaret eden, ihmal eden, yetersiz ve işe yaramaz hissettiren, değersizlik aşılayan, eksiklik ve eziklik yaratan ebeveynlerin çocuklarında potansiyel bir bağımlılık riski her zaman söz konusudur. Annesinin sarhoş babası tarafından dövüldüğüne şahit olan, kendisi de bizatihi şiddet gören, korkuyla büyümüş, yalnız bırakılmış çocuklar da büyük bir risk altında.

Travma, Travma, Yine Travma

Bazı arkadaşlarım şakayla karışık bu travma olayına fazla taktığımı söylüyorlar. Ancak biyolojik psikiyatri ekolünden gelmiş ve yüzlerce uyuşturucu bağımlısıyla çalışmış bir psikiyatr olarak geldiğim bu noktada birçok psikiyatrik bozukluğun altında travmaların yattığını keşfetmiş bulunmaktayım. İlaçla sonucu tedavi ediyoruz. Ama tedavinin püf noktası sebepler. Uyuşturucu bağımlısı gençlerde sebeplerin başında büyük oranda ruhsal travmaların geldiğini görüyoruz. Uyuşturucunun başlangıcı da genellikle bir travma sonrasında oluyor. Kız arkadaşından ayrılma, anne-baba veya sevdiği birinin kaybı, büyük bir hayal kırıklığı uyuşturucuyu tetikleyen unsur oluyor. Geçmiş travmalar eğer yetersizlik, eksiklik, mağduriyet, eziklik, acizlik, güçsüzlük, değersizlik, kale alınmama, önemsenmeme gibi düşüncelere yol açtıysa ve genç bu konularda aşırı hassas bir noktaya geldiyse bir zaman sonra kendisini iyi hissettirecek şeyler aramaya başlıyor. Eğer ev, okul ve arkadaş çevresi bu hassasiyetlerini karşılayacak yeterlilikte değilse uyuşturucu gibi zararlı nesnelere yönelebiliyor, onları bir çare olarak görebiliyor.

Öldüren Durum ‘Altın Vuruş’

Uyuşturucu kullanan bireylerde alınan madde kişinin bireysel ihtiyacını karşılamadığı gibi daha da derinleştirir. Nitekim araştırmalar esrar başlayan kişilerin %73’ünün kokain, %33’ünün de eroin bağımlılığına gittiğini gösteriyor. Tolerans dediğimiz yani alınan uyuşturucu dozunun yetmeyerek git gide artırılması bireyi ölüme götüren en önemli tehlikedir. Amy Winehouse gibi birçok bağımlı genci öldürense ‘Altın Vuruş’ denilen durumdur. Bu da genellikle damardan alınan yüksek doz eroinle olmaktadır.

Bağımlılığı Tedavi Edecek İlaç ‘Sevgidir’

Uyuşturucu bağımlısı bir genci “ahlaksız, haylaz, psikopat, yaramaz, sorunlu” gibi ithamlarla damgalamak tedaviye giden yoldaki en büyük engeldir. Bağımlılığı ahlaki değil tıbbi bir durum olarak görmeliyiz. Bağımlı bireyler genellikle bu damgalamanın etkisiyle dışlanırlar, aşağılanırlar, hor görülürler. Bunlar zaten bağımlılığın sebebi olan şeyler. Sonuçta bağımlılığın şiddeti daha da artıyor. Yapılması gereken ilk şey bağımlı bireyle sıcak bir iletişime geçmek, onu sarıp sarmalamak, kucaklamak, ona iyi davranmak, onunla kavga etmeden ve yargılamadan konuşmak ve yanında olduğunu hissettirmektir. Bağımlılığın en büyük sebebi sevgisizlik, en büyük ilacı da sevgidir. Ailelerin farkına varıldığında hemen bir uzmana başvurmaları ve yardım almaları çok önemlidir. Ben uygulamalarımda genellikle aileden başlarım. Önce bireyin ailesiyle arasını düzeltmeye çalışır, yaşadığı ortamın kendisi için güvenilir ve huzurlu olmasını sağlarım. Sonra bir taraftan geçmişe ait travmaların oluşturduğu yaraları sararken bir yandan da uyuşturucuya karşı güçlenmesini sağlayacak girişimlerde bulunurum. Eğer uyuşturucu kullanımı öldürebilecek boyutlara geldiyse ve kişi için tıbbi bir tehlike söz konusuysa bunları bir psikiyatri servisinde yatırarak başlatırım. Çıktıktan sonra süreci devam ettiririm. Hafif düzeyde uyuşturucu kullanımlarında aile ilişkilerini düzenlemek bile durumu kontrol altına almada yeterli olabiliyor.

Ailelerin ve Uzmanlara Mesajım

Karşınızda yaralı bir insan var. Bağımlılık bu yaraların sadece bir sonucudur. Yaraları sarmadan bağımlılığı yok etmek mümkün değildir. O yüzden bağımlılığa olduğu kadar onun sebeplerine de eğilmek gerekir. Aksi taktirde bugün madde bağımlılığı tedavi uygulamalarında gördüğümüz gibi yerinde saymalar, tekrarlamalar, sürekli başarısızlıkla sonuçlanan girişimler ve daha da kötüye gitmelerle karşıya karşıya kalınmaktadır.

MADDE BAĞIMLILIĞININ NEDENLERİ

Madde bağımlılığı ihtiyaç sonucunda ortaya çıkar ve maddeyi kullananın kişiliği ile çok ilgilidir. Bilinçli kullanıcılar maddenin ruh hali üzerinde yarattığı etkiyi bildikleri için özellikle kullanırlar ve madde hakkında daha az bilgisi olanları da bu yolla etkilerler. Madde kullanımı sonuç olarak, sanal bir sorunsuz dünya kurgulayarak sorunlardan kaçma amacını taşır. Böylece kişi kendisini zora sokan sorunlardan uzaklaşır. Kısa süreli olsa da...

Yapılan araştırmalar göstermiştir ki madde kullanan insanlar ortak sosyal problemler yaşadıkları için daha kolay bir araya gelebilmekte ve birbirlerini etkileyebilmektedirler. Madde kullanımının bazı önemli ve genel nedenlerini başlıklar halinde şöyle sıralayabiliriz:

Dayanıksız, güçsüz bir kişilik yapısı ve kaygı yaratan durumlardan kaçma eğilimi

İç disiplinden uzak, dıştan denetimli sosyal bağımlı kişilik özellikleri

Duygusal bakımdan olgunlaşmamış yapı

Hazza ve zevke eğilimli, sorumluluk ve inisiyatif  almaktan kaçınan yapı

Kötü alışkanlıklara sahip arkadaşlar

Aile içi iletişim ve duygusal paylaşımlarda yetersizlik ve verimsizlik.  ( Kulaksızoğlu, 1999: 215-218 ) ( 3 )

MADDE BAĞIMLILIĞININ YAYGINLIĞI

Birleşmiş Milletler tarafından yayınlanan 2010 Dünya Uyuşturucu Raporu’na göre; gelişmekte olan ülkelerde amfetamin tipi uyarıcılar ve reçeteli ilaçlar başta olmak üzere uyuşturucu madde kullanımı artmaktadır. Afganistan, And Ülkeleri gibi afyon ve kokain üreticisi ülkelerde bu maddelerin kullanımında azalma gözlenirken, Avrupa ülkelerinde kokain kullanımı son on yıl içinde 2 milyon kişiden 4,1 milyon kişiye çıkarak ikiye katlanmıştır. Aynı rapora göre; amfetamin benzeri uyarıcı maddelerin kullanım oranı dünya çapında 30-40 milyon kişiye ulaşmıştır. Ekstazi kullanımı Kuzey Amerika ve Asya ülkelerinde artış göstermektedir. 2010 Dünya Uyuşturucu Raporu’nun en altı çizilmesi gereken verilerinden biri; zengin ülkelerde yaşayan zengin insanlar bağımlılık tedavisine ulaşabilirken, yoksul ülkeler ve yoksul insanlar tedavi olanağına sahip olamamakta ve büyük bir sağlık sorunu ortaya çıkmaktadır. Rapora göre geçen yıl dünya çapında 20 milyon uyuşturucu bağımlısı bağımlılık tedavisi alamamıştır. Avrupa Uyuşturucu ve Uyuşturucu Bağımlılığını İzleme Merkezi’nin (EMCDDA) raporuna göre 1990’lardan itibaren uyuşturucu kullanımının dramatik bir artış gösterdiği, günümüzde tüm Avrupalı yetişkinlerin neredeyse dörtte biri en az bir kez uyuşturucu kullandığı aktarılmaktadır. EMCDDA ya göre genç yetişkinlerin yaklaşık %2 ila %2,5’inin her gün veya neredeyse her gün esrar kullandığı, erkeklerde bu oranın çok daha yüksek olduğu tahmin edilmektedir. Esrar kullanımında yaşam boyu yaygınlığın yetişkinlerin yaklaşık %22 si olduğu, bu oranın yaklaşık 74 milyon kişiye karşılık geldiği tahmin edilmektedir. Bu oranlar kokain için %3,9 (13 milyon kişi) ekstazi için %3,1 (10 milyon) ve Amfetaminler için ise %3.5 (12 milyon) dur.    Sorunlu opioid (afyon ve türevleri) kullanıcılarının sayısının 1,2 ila 1,5 milyon arasında olduğu tahmin edilmektedir. Avrupa’da 15-39 yaşındaki Avrupalılar arasındaki tüm ölümlerin %4’ünden uyuşturucu kaynaklı ölümler sorumlu olduğu ve bunların yaklaşık üçte birinde opioidlere bağlı olduğu belirtilmektedir. Tüm tedavi taleplerinin %50’den fazlasında birincil uyuşturucunun opioid (afyon) türevleri olduğu, 2007 yılında yaklaşık 650.000 opioid kullanıcısı tedavisi gördüğü bildirilmektedir. Bu rapor Avrupa’nın uyuşturucu sorunun kalbinde bulunan iki madde olan eroin ve kokain kullanımında durumun iyileştiğine ilişkin bir işaretin bulunmadığının altını çizmektedir.

 

 

Uyuşturucu madde kullanımı gittikçe büyüyen bir insanlık meselesi haline gelmektedir. Mesela 1962 yılında Amerika'da hayatı boyunca uyuşturucu madde ile karşılaşan insan sayısı nüfusun yüzde 4'ü iken, bu oran şimdi yüzde 33'e kadar ilerlemiştir. Nüfusun yaklaşık yüzde 37’sinin yaşamlarında bir ya da daha çok kez madde kullandığı, 18 yaşın üzerindeki nüfusun  yüzde 16.7’sinin ise madde kullanımı ile ilgili sorunları olduğu bilinmektedir.

Uyuşturucu madde kullanımının yaşı gittikçe düşmektedir. Önceden erişkinlerde görülen bu durum şimdi çocuklarda bile görülebilmektedir.

Türkiye’de madde kullanımının yaygınlığı konusunda yapılmış geniş kapsamlı çalışmalar yoktur. Ancak bütün dünyada sıklığı artan madde kullanımının ve bağımlılığının yaygınlığı ülkemizde de günden güne artmaktadır. Yeniden Sağlık ve Eğitim Derneği'nce Türkiye'nin uyuşturucu konusundaki ilk karşılaştırmalı araştırması niteliğini de taşıyan, İstanbul'un 15 ilçesindeki 43 okulda, 104 sınıfta eğitim gören 3 bin 168 lise 2 öğrencisi ile yapılan bir araştırmanın sonuçlarında: Tütün kullanımının 2004 yılında 2001'e göre yüzde 72.7, alkol kullanımının da yüzde 17.6 oranında düştüğü, esrar kullanımının ise 2001 yılına göre yüzde 75 artış gösterdiği, uçucu madde kullanımının yüzde 40.5, yeşil reçete ile satılan yatıştırıcı hap kullanımının yüzde 15.8, uyuşturucu hap kullanımının yüzde 184.6, sentetik hap kullanımının yüzde 287.5, eroin kullanımının yüzde 100 artış gösterdiği, madde kullanımının erkeklerde kızlara göre daha yaygın olduğu ancak son yıllarda kızlarda da artış kaydedildiği, en kolay bulunabilen zararlı maddenin 2001'de uçucu maddeler iken, 2004'te esrar olduğu, bulunabilirliği en fazla olan maddenin de sentetik hap olan ecstasy olduğu tespit edilmiştir.

Türkiye Uyuşturucu ve Uyuşturucu Madde İzleme Merkezi’nin verilerine göre; Türkiye İstatistik Kurumu tarafından 2006 yılında Türkiye genelinde 60 ilde 26000 okullu genç üzerinde yapılan araştırmaya göre, gençlerin %2,9’u son üç ay içinde uyuşturucu/uyarıcı madde kullandıklarını belirtmişlerdir. 2006-2007 yılları içinde Türkiye’de yatarak tedavi imkânı bulan 2853 kişinin %43,6’sı afyon ve türevleri, %36,3’ü ise esrar kullanımı nedeniyle tedavi görmüştür. Uyuşturucu madde kullanımının ve madde kullanımına bağlı ölümlerin yıllar içinde artış gösterdiği gözlenmektedir. Tüm bu verilere karşın, Türkiye’de alkol ve madde bağımlılığı tedavisinde özelleşmiş kamu ve özel sağlık kuruluşu sayısı son derece azdır.

Yapılan araştırmaların gösterdiği önemli bir diğer sonuç da madde bağımlılığı ile kişilik bozuklukları arasında bir ilişkinin olduğudur. Ergenlik dönemi de kişilik olgusunun tanımlandığı ve madde ile ilk karşılaşmaların sıklıkla meydana geldiği bir dönem olarak son derece önemlidir. Ergenlik dönemindeki sorunlu kişilik yapılanmaları bu dönemde davranım bozukluğu olarak adlandırılırken kişinin yetişkin kategorisine geçmesi ile beraber kişilik bozukluğu tanı grubu içinde incelenir. Bu kişilik bozukluklarının ergenlik dönemindeki görünümleri ise umursamazlık, fevrilik, otorite ile çatışma, sosyal uyumda dirençlilik, dürtü kontrol sorunları, dengesiz davranma gibi özellikleri içerir. Bu özellikler ise DEHB (Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu, AKB (Antisosyal Kişilik Bozukluğu), Borderline (Sınır) Kişilik, Pasif Agresif  Kişilik Bozukluğu gibi klinik tanımlamalar da belirleyici kişilik özellikleri olarak ele alınırlar. Bunlar içinde Antisosyal Kişilik Bozukluğu madde kullanımı bağlamında en sık görülen tablodur. AMATEM bünyesinde yapılan araştırmada madde kullanan kişilerde Antisosyal Kişilik Bozukluğu görülme sıklığı yüzde 30 olarak belirtilmiştir.

MADDEYLE MÜCADELEDE EKİBİN ÖNEMİ

 

Maddeyle mücadele her şeyden önce bir ekip işidir. Bir psikiyatri uzmanının yönettiği bu ekibin içinde psikolog, sosyal hizmet uzmanı, sanat terapisti, spor uzmanı, müzikterapist, hemşire, hasta bakıcı ve yakın çevreden kişiler yer almalıdır. Ayrıca madde kullanım bozuklukları bedensel hastalıklara ve bozukluklara sebep olduğu için bir dâhiliye uzmanı ve nöroloji uzmanının da danışman hekimler olarak ekipte yer alması gerekmektedir. Böyle bir ekiple madde kullanım bozukluğu içindeki kişi tedavi boyunca yalnız bırakılmamakta ve maddeye yenik düşmesi engellenmektedir. Madde kullanım bozukluğunun tedavisi çoğu zaman bir klinikte başlar, ama hayatın içinde devam eder. O yüzden madde kullanan kişinin klinik dışındaki hayatını tanzim etmek ve gerçek hayattaki mücadelesinde destek olmak tedavi başarısını büyük ölçüde artırmaktadır.

Böyle bir ekibin eşliğinde çok önem verdiğimiz güven ve inanma felsefesi içinde madde kullanım bozukluğu için gelen kişileri önce rutin bir değerlendirmeden geçiririz.

UYUŞTURUCUDA AİLE FAKTÖRÜ

Toplumun en küçük birimi olan ailedeki yapısal sorunlar, maddi ve manevi değerlerdeki zayıflamalar ve bozuk iletişim tarzları uyuşturucu bağımlılığında önemli bir yer tutuyor. Ayrı yaşayan, boşanmış veya sürekli kavga eden ebeveynlerin çocuklarında ruhsal travmaya bağlı uyuşturucu sorunları görülebiliyor. Yine çok küçük yaşta anne babasını kaybeden çocukların önemli bir risk grubu olduğunu görüyoruz. Aile içinde istediği değeri bulamayan, duygusal ihtiyaçları karşılanamayan gençler bu ihtiyaçlarını aile dışı ortamlarda aramaya yönelebiliyorlar. İşte bu noktada, girdiği ortamların nitelikleri gençlerin gidecekleri yolu tayin ediyor. Eğer iyi bir arkadaş grubuna düşmüşlerse kendilerini kaostan kurtarıp yollarına sağlıklı bir şekilde devam edebiliyorlar. Lakin kötü bir arkadaş grubuyla karşılaşmışlarsa tehlikeli bir yolculuğa ilk adımı atmış oluyorlar. Bu yolda karşılaştıkları en büyük tehlike ve tuzak ise uyuşturucu oluyor.

Gençleri maddeye iten önemli bir aile unsuru ise ailede uyuşturucu alan bir bireyin olmasıdır. Bu genellikle baba oluyor. Çocuk çok küçük yaşlarda uyuşturucuyla karşılaşıyor ve ilerleyen yaşlarda kullanan kişiyle identifiye olup madde kullanan bir birey haline gelebiliyor. Bazen de babaya veya içen aile ferdine duyulan kızgınlık ve onu cezalandırma isteği maddeye yöneltebiliyor. Aile içinde küçük görülen, hakir görülen bazı gençlerin uyuşturucu kullanmak suretiyle “ben büyüdüm” mesajını vermeleri de sıkça rastlanan bir durumdur

Bu görüşleri destekleyen birçok araştırma vardır. Bunlardan bir tanesinde gençler arasında sigara, içki ve esrar kullanımında aile ve akran etkileri araştırılmış. Sigara, alkol ve esrar kullanımının tek bir olgu gibi alınması gerektiği ve ard arda gelen davranışlar olduğu tespit edilmiştir. Anne ve babanın alkol ve sigara kullanmasının çocukların alkol ve sigara kullanması üzerinde etkili olduğunu gösterilmiştir. İngiltere’de yapılan bir araştırmada anne-baba tutumunun sigarayı denemede değil de sürdürmede etkili olduğu bildirilmiştir. Bu araştırmalar bırakın uyuşturucuyu anne-babanın kullandığı sigara ve alkol gibi olağan karşılanan madde kullanımlarının bile çocuğun ileride uyuşturucu kullanma potansiyelini artırdığını ortaya koyuyor.

Çocuğun madde aldığından şüphelendiren şeyler nelerdir?

Geceleri dışarı çıkmadan yapamaması. Bar ve disko gibi eğlence yerlerine çokça gitmye başlaması

Eski arkadaşlarını birden terk edip çok sık beraber olduğu yeni arkadaşlıklar kurması

Gece saatleri bile olsa gelen bir telefonla apar topar dışarı çıkması veya cevapsız telefonların sayısında belirgin artış olması

Çok para harcamaya veya istemeye başlaması

Ona ait olmadığını bildiğiniz eşyalarla gelmesi ve bunları bir daha görememeniz

Ani kilo kayıpları ve iştah sorunlarının olması

Uyku düzeninin bozulması

Göz çevresinde kızarmalar, donuk bakışlar olması

Elde ve vücutta daha önce görmediğiniz titremelerin olması

Kendisine uymayan tavırlar geliştirmesi. Mesela sakin bir çocukken agresif ve ökeli bir hale gelmesi. Saygıda kusur etmeyen bir çocukken dengesiz ve saygı sınırlarını aşlan davranışlar sergilemesi

Anne-babalar çocuklarındaki değişiklikleri ve tuhaflıkları çoğunlukla hissedip uzmana başvuruyorlar. Bazı ebeveynlerancak çocuğun içtiği aşikar olunca uyanabiliyorlar. Zamanımızın uyuşturucu açısından son derece riskli olduğunu unutmayalım. Uyuşturucu kullanımının 11’li yaşlarda indiği bir devirde yaşıyoruz. O yüzden ebeveynler hem uyuşturucuya götürebilen ailevi riskleri temizleme hem değişimleri fark etme konusunda dikkatli olmaları gerekiyor.

MADDE BAĞIMLILARINDA EMDR

İnsanın ruhsal yapısında önemli rol oynayan unsurlardan biri de dürtülerdir. Dürtüler insanı haz peşinde koşmaya sevk eden, hemen ve şimdi olsun noktasında tutmaya çalışan etkilerdir. Genellikle cinsellik ve saldırganlık içeriklidirler. Dürtüleri kontrol edebilmeye irade, edememeye ise dürtüsellik adı verilir. İşte halk arasında daha çok ahlaki bir davranış olduğuna inanılan irade yani “dürtü kontrolü” beynin ön bölgesinin bir fonksiyonudur. Yani büyük oranda beynin işleyişiyle ilişkilidir. Eğer bu bölgenin fonksiyonları zayıflarsa irade kusurları adını verdiğimiz psikiyatrik tablolar oluşur. Bu tabloların en önemlisi de alkol ve madde bağımlılığıdır.

İrade Nasıl Zayıflar?

İrade ya kişisel gelişimin zayıf kalmasıyla ya da beynin işlevselliğini bozan etkenlerle zayıflar. Her istediği sorgusuz sualsiz yapılan, haz konusunda sınır çizilemeyen, ilgisiz bırakılan, şiddet içeren ortamlarda büyütülen, sorumluluk bilinci aşılanamayan çocuklar erişkin dönemde irade konusunda zayıf olurlar. Bu kişiler hep bir boşluk ve tatminsizlik duygusu içinde mutsuz bir hayat sürerler. Ruhsal travmalar, kayıplar, hayal kırıklıkları, depresyon, kaygı bozukluğu, şizofreni gibi ruhsal hastalıklar da beynin işlevlerini bozarak iradeyi zayıf düşürürler. Bahsedilen sebeplerle ortaya çıkan irade zayıflığının en sık sebep olduğu ruhsal bozukluk alkol ve madde bağımlılığıdır. Kişi içinde yaşadığı boşluğu maddeyle doldurmaya, travmaların yarattığı acıyı maddeyle hafifletmeye çalışır. Ancak zamanla alkol ve maddenin esiri ve bağımlısı olur.

EMDR Bağımlıların Yaralarını Sarıyor ve İradelerini Güçlendiriyor

Günümüz bağımlılık tedavilerinde genellikle sebebe değil sonuca yönelik protokoller yer almaktadır. Mesela madde bir depresyona sebep oldu ise o tedavi edilir veya uykusuzluk, kaygı ve dürtüsel davranış varsa onlara yönelik ilaç verilir. Bu uygulama maddenin yarattığı sıkıntıları giderebilir, ama bağımlılığı ortadan kaldıramaz. Bu sebeptendir ki bağımlılık tedavileri çoğunlukla başarısızlıkla sonuçlanır. Birçok hekim, sağlık çalışanı, bağımlı kişiler ve yakınları tedaviye “ ya tutarsa” mantığı ile yaklaşırlar. Bu, başarısızlığı daha da körükleyen bir etkendir. Tedavide klasik yöntemler mutlaka kullanılmalı, ancak beraberinde sebebe yönelik yöntemler de uygulanmalıdır. Bu yöntemlerin başında etken olan travmaları tedavi etmek için kullanılan EMDR ve beyin güçlendirme çalışmaları gelmektedir. Travmatik anılar çözümlenemezse kişiyi bugün yaşanmış gibi etki altında bırakır ve her tetikleyici olayda kişi bu anının da sıkıntısını yaşar. Sonuçta sürekli biriken bir kaygı, korku, sıkıntı ve huzursuzluk kendini gösterir. EMDR travmatik anılara ve bugünkü tetikleyicilere karşı kişiyi duyarsızlaştırır ve beyni gelecekteki olaylar için hazırlar. Bu yönüyle madde bağımlılarının büyük bir çoğunluğunda var olan travmatik yaşantıları çözümleyerek zihinsel ve ruhsal performansı güçlendirir. Bu aynı zamanda iradenin de güçlenmesi demektir. Ayağı kırık bir insanın kırığını düzeltmeden ona nasıl yürüyeceğini söylemek ne kadar anlamsızsa ruhsal yaraları iyileştirilememiş madde bağımlılarına “bunu içme, aklına geldiğinde şöyle yap, dikkatini değiştir, iradene sahip çık” gibi söylemler o kadar anlamsızdır.

MADDE BAĞIMLILIĞINDA MÜZİKOTERAPİ

Madde bağımlılığı gitgide artan bir toplumsal sorundur. Tedavisinde standart yöntemlerin yanında müzikoterapi yöntemleri de etkili olmaktadır. Bu yazımda sizlere madde bağımlılarında yapılmış müzikoterapi çalışmalarından bahsedeceğim.

Madde bağımlısı kadınlar üzerinde yapılan bir çalışmada dans terapisinin tedavi ve rehabilitasyon açısından faydalı olduğu kanıtlanmıştır. Dansın kendine güveni artırıcı etkisinin olduğu tespit edilmiş, bunun da, kişilerin maddeyle mücadelelerinde daha güçlü olmalarına fırsat verdiği düşünülmüştür

Müzikoterapinin bağımlılıkla yüzleşme, tahammül etme, içe çekilme ve yetersizlik korkusunda azalma, uyumlulukta artma için bir çözüm yolu sunduğu ortaya koyulmuştur

Maddeyi bırakmada bazı kültürel faktörler etkili olabilmektedir. Kültürel ve manevî durum, madde bağımlılarının tedavi süreçleri için çok önemlidir. Mesela bazı alkol ve madde bağımlılarına bırakma kararını verdirten etkenlerden biri bazen günahkârlık duyguları olabilmektedir. Her gün, aşırı miktarda alkol alan kişilerin Ramazan, kandil gibi dinî günlerde içmediklerini sıklıkla müşahede ederiz. Dinî ve kültürel duygular, hem kişinin maddeyi bırakmasına aracılık etmekte hem de bıraktıktan sonra kararlı davranma konusunda kendisine yardımcı olmaktadır. 1970 yılındaki yapılan bir çalışmada, LSD maddesine bağımlı olanların tedavisinde müziğin etkisi incelenmiş ve özellikle dinî müzik, aşk türküleri, romantik şarkılar gibi bilinen ve kişinin kültürüne yakın müziklerin dinletilmesi çok etkili bulunmuştur.

Alkolizm tedavi merkezinde bir müzik aleti eşliğinde şarkı söylemenin tedavideki etkinliği incelenmiş ve içe kapanmış alkoliklerde grup etkinliğine katılımın arttığı tespit edilmiştir.

Madde bağımlılığı tedavisi gören insanların tedavi kürü sonrasında yalnız kalmaları boşluk duygularını artırıp maddeye dönmelerini kolaylaştırmaktadır. Bu yüzden bağımlının tedavi sonrası süreçte yalnız kalmasına, sıkıntı yaşamasına fırsat verilmemeli ve bunun için gerekli etkinlikler düzenlenmelidir. Bu meyanda oluşturulan korolar, müzik aleti eğitim grupları çok etkili olmaktadır. Müzik stresi azaltma etkisinin yanında, sosyal çevre değişikliği için de fırsat oluşturmaktadır.

Madde kullanımı olan ergenler üzerinde yapılan bir çalışmada, alınan maddeyle ilgili şarkılar seçilmiş, kaydedilmiş ve sözleri yazılmış. Sonra bu şarkılar, ergenlere dinletilmiş, yazdırılmış; şiirler de yorumlatılmış. Bu sayede, ergenlerin maddelerle ilgili konuları anlamalarına yardımcı olunmuş ve kontrol kaybı, fiziksel yıkım, bağımlılık artışı gibi sorunların farkına varmaları sağlanmıştır. Müzikoterapi sayesinde, ergenler günlük stresle başa çıkmanın alternatif yollarını öğrenmişler ve uyuşturucu konusunda bilinçlenmişlerdir

Müzikoterapinin madde kullanımı olanlarda çalışmayı bırakma davranışını azalttığı kanıtlanmıştır. Bir kadın tutukevinde madde bağımlısı suçlular üzerinde uygulanan bir tedavi programı sonrasında, katılımcıların %97’sinin, müzikoterapi görürken işlerine devam ettiği saptanmıştır. Müzikoterapi kişinin kendilik kavramını düzeltmiştir ki madde bağımlılarında kendine güven ileri derecede azalmıştır.

Müzikoterapi bağımlılarda gevşemeyi ve enerji seviyesini artırır, iradeyi güçlendirir, yüzleşmeyi, tahammülü ve uyumluluğu artırır, içe çekilmeyi ve bırakamama korkusunu azaltır.

Bağımlılık tedavisindeki kadın hastalarda yapılan bir çalışmada ritimterapi, müzikle hareket aktiviteleri ve yarışmalı müzik oyunları depresyonu, stresi, kaygıyı ve kızgınlığı azaltmıştır.

 

Bizlere  Düşen Görevler

 

Çocuğunuzun Uyuşturucu Madde Kullandığını Nasıl Anlarsınız?

 

Uyuşturucuların kullanılması davranış değişikliklerinde ve bünyedeki emarelerde kendini gösterebilir. Bununla beraber bu işaretler kesin delil sayılmazlar. Uyuşturucunun kullanılmasında kesin delil olan bünye emaresi enjeksiyonda (bilhassa eroinde) görülür. Daha çok kol ve bacak damarları boyunca olmak üzere, bağımlının bütün vücudunda iğne izleri vardır. Bunlar sivrisineğin soktuğu yerlere benzer ve muhtemelen iltihaplıdır. Tabi iğne ile tedavi gören hastaların vücudunda da iğne izlerinin bulunduğu unutulmamalıdır.

 

Kullanılan uyuşturucunun cinsine ve kullanma şekline göre değişen aletler, zehir in alınışı ve çeşidi hakkında fikir verir. Vücuttaki emarelerin çokluğu bağımlılık ihtimalinin işareti ise de, uyuşturucu kullanılmasının kesin delilleri olarak kabul edilmemelidir, fakat uyanık olunmalı, olaylar dikkatle izlenmeli ve değerlendirilmelidir. Bunlar mesela, el titremesi, ter boşanması, uykusuzluk, huzursuzluk, sükunet ile sinirlilik hallerinin birbirini takip etmesi gibi işaretlerdir. Davranış değişiklikleri de uyuşturucu bağımlılığın işareti sayılır.

 

Gençlerde rastlanan ve göze çarpan bu ve benzeri haller, ergenlikle ilgili çok normal sebeplerde olabilir. Örneğin ergenlikte:

 

Okul başarılarındaki inişler ve yükselişler, Aile münasebetlerinden ayrı kalma, uzaklaşma, Ruh halinde değişiklikler, İlgi alanlarının sık sık değişmesi söz konusu olabilmektedir.

 

Bunlar tehlike işaretleridir :

 

  • Daha önce bizlerle olmaktan zevk alan, programlar yapan kızımız veya oğlumuz, bizden uzak durmaya başlamışsa, ilgi ve istekleri sıklıkla değişiyorsa, maymun iştahlı olmuşsa, daha önce eğitim

konusunda verdiği kararı değiştirmişse, kararsızlıklar yaşıyorsa...

  • Ruhsal yönden içine kapandığını, aşırı sinirli olduğunu, alınganlaştığını, sonra tekrar normale döndüğünü fark ediyorsak.
  • Başarı oranı tamamen ve her derste düşmüş ise, arkadaşlarını çok sık değiştiriyorsa, eski arkadaşlarına sırt çeviriyor ve çevreyle ilişkilerden kaçıyor, işini yada okulunu bırakmak istiyorsa.
  • Hiçbir şeye ilgi duymuyor ve herkesten uzak kalıyorsa, geleceğe dönük hiçbir adım atmıyorsa.
  • Ani ve çabuk duygu değişimleri varsa, yemek yeme düzeninde bozukluk oluyorsa.
  • Yalan söylüyor ve evden ufak tefek şeyler kayboluyorsa.
  • Elbisesinde, yatağında ufak yanıklar ve yırtıklar oluşmuşsa, farklı yerlere gittiğine dair ipuçları varsa.
  • Tuvalette uzun süre kalıp, oradan rahatlamış olarak çıkıyorsa.

 

Odasında, üstünde pudraya benzer şeyler varsa bunlar bize bir problemin olduğunu düşündürmelidir. Ama bütün bunları, tek başına anne yada baba olarak halletmeye kalkışmamak, mutlaka bir uzmandan yardım almak gerekir.

 

Aileye Düşen Görevler

 

Uyuşturuculardan korunmada en büyük vazife aileye düşmektedir. Aile toplumun temel çekirdeğidir. En başta anne ve baba, çocuklara örnek olmalıdır. Çocuklar, her türlü sıkıntılarını ve problemlerini öncelikle anne ve babalarına açabilmelidirler. Problemlerin ilk defa aile büyüklerince değerlendirilmeleri şarttır.

Bu konuda gençlerimizin dikkat edecekleri noktalara gelince;

  • Gerek sevgiyi ve mutluluğu muhakkak ki kendi yuvalarında aramalıdırlar.
  • Kötü arkadaş guruplarından uzak durmaları gerekir. Böyle kişiler davranışlarından, hareket ve sözlerinden anlaşılır.
  • Boş zamanları en iyi şekilde (okumak, kültürel ve diğer faydalı faaliyetlerde bulunmak gibi meşguliyetlerle) değerlendirmelidirler.
  • Yine gençlik dönemi ; halk arasında söylendiği şekliyle "delikanlılık" devresidir. Bu yaşlarda kişilik icabı, gelecek için her an problem oluşturabilecek hareketlere girilebilir, kararlarda isteksizlik olabilir.

 

Gençler bu hususu daima göz önünde tutmalı büyüklerin uyarılarını dikkate almalıdırlar.

Son olarak gençlerimizi uyuşturucunun içine çeken alt kültürden bahsetmek istiyorum. İçki uyuşturucu, kumar, şans oyunları, sapıklıklar, fuhuş evden kaçma gibi faaliyetlerin tümünü besleyen, ortaya çıkaran ortama "Uyuşturucu Kültürü" adını veriyoruz. Zararlı alışkanlıkların temelinde bu vardır ve bunu önlemek uyuşturucu kültürüyle mücadeleye bağlıdır. Bu kültürün filizlendiği birahane, pub, diskotek, kahvehane, kumarhane, meyhane ve benzeri yerlerden uzak durmalıdır. Bira ve "alkolsüz" denilen bira, alkolizm ve uyuşturucu batağının başlangıç basamağıdır. Yine milli manevi değerlerimiz, yüzyıllardan beri nesilden nesile intikal eden geleneklerimiz uyuşturucu kültürünün panzehiridir. Bu değerlere sarılmak zorundayız.

 

 

Medya'ya düşen görevler

 

En güçlü ve yaygın bir kurum olan medyamızın üzerine bu konuda her yönüyle büyük işler düşmektedir. Bu konu ile ilgili özendirici yayınlardan kaçınılmalı ve eğitici yayınlar yapılmalıdır. Çünkü her şeyin temeli eğitimde yatmaktadır. İnsanlarımız bu konuda ne kadar çok eğitimli olursa o sayede bunun kullanımı ve yaygınlaşması azalacaktır.

 

Uyuşturucu Kullananlardaki Belirtiler Ve Yapılacak İşlemler

 

Gencin uyuşturucuya tutsak olmaması için aileye düşen görevler nelerdir? Bu konuda gençlerimiz nelere dikkat etmelidirler?

 

Gençleri uyuşturucudan korumada en büyük görev aileye düşmektedir. Aile, toplumun en küçük kurumu ve hücresidir. En başta anne ve baba, çocuklara örnek olmalıdır. Çocuklar her türlü sıkıntılarını ve problemlerini öncelikle anne-babalarına açabilmeli, problemler önce aile büyüklerince değerlendirilmelidir.

 

Bu konuda gençlerimizin dikkat edecekleri noktalara gelince:

 

Gerçek sevgi ve mutluluğu kendi yuvalarında aramalı,

 

Kötü arkadaş gruplarından uzak durmalı.(Bu kişiler söz ve davranışlarından kolayca anlaşılabilir.),

 

Boş zamanları yararlı şekilde değerlendirebilmeli. (Okuma, spor, kültürel etkinlikler vs.), Gençlik çağı, halk arasında söylendiği gibi “delikanlılık” dönemidir. İçinde bulunulan bu çağın gereği olarak her zaman problem yaratabilecek hareketlerde bulunulabilir. Bu nedenle büyüklerin uyarıları dikkate alınmalıdır.

 

Son olarak gençlerimizi uyuşturucunun içine çeken alt kültürden söz etmek istiyorum. İçki, uyuşturucu kumar, şans oyunları, fuhuş ve çeşitli sapıklıklar, evden kaçma gibi olayların tümünü besleyen, ortaya çıkaran ortama “Uyuşturucu Kültürü” adını veriyoruz. Gençlerimizi bu felaketlerin zararlarından korumak, bu alışkanlıkların temeline bulunan “uyuşturucu Kültürü” ile mücadeleye bağlıdır.

 

Gençlerimizi, bu kültürün filizlendiği meyhane, birahane, pub, diskotek, kahvehane ve kumarhane gibi yerlerden  uzak tutmalı; uyuşturucunun panzehiri olan milli ve manevi değerlerimize, yüzyıllardan beri kuşaktan kuşağa geçerek süzülüp gelen geleneklerimize sarılmalarını sağlamalıyız.

 

Acaba çocuğum uyuşturucu kullanıyor mu?

 

Aileler, uyuşturucu kullanan çocuklarını hangi davranış değişiklerinden anlayabilirler?

 

Alınan bütün önlemlere rağmen, bu korku tüm dünyada pek çok ailede yaşanıyor. Uyuşturucuya karşı denenen etkili yollardan biri de ailelerin bu konuda bilgilendirilerek uyanık tutulmalarını sağlamaktır.

 

Aşağıda sayılanlara dikkat eden bir aile çocuğun uyuşturucu bağımlısı olup olmadığını anlayabilir:

 

Eve gelmeyen çocuk neler yaptığını saklamaya çalışır, gerçeği gizlemek için yalan söyler. Bazen de o gece nerede olduğunu ve neler yaptığını gerçekten hatırlayamaz.

 

Sakin biri olarak tanıdığınız çocuk aniden sinirli ya da aşırı vurdumduymaz, umursamaz, hiçbir şeyle ilgilemez bir kişiliğe bürünür.

 

Çocuk okuldan kaçmaya başlar. Özellikle öğle saatlerinde, uyuşturucu aldıktan sonra sık sık okuldan kaçmasıyla dikkati çeker.

 

Eski arkadaşlarıyla görüşmemeye başlar, yeni yeni arkadaşlar edinir.

 

Bunlar yaşça ondan büyük olurlar ve hiçbir zaman onun evine gelmezler.

 

Teninin rengi hastalıklı gibidir. Yüzü solar, gözler çukurlaşır, bakışları anlamsızlaşmaya başlar. Uyku saatleri değişir. Gündüzleri uyuma ihtiyacı duyarken geceleri uyuyamaz.    Uyuşturucuyu gece almışsa  bütün gece gayet canlı olmasına karşın sabaha doğru yorgun ve huzursuz olur, yataktan kalkamaz.

 

Çevresindekilerden sürekli para ister. Ama parayı nereye harcadığını açıklayamaz. Para bulamayınca alabildiğine hırçınlaşır. İştahı kaybolur, devamlı kilo kaybı görülür.

 

Okuldaki başarısında ani düşüşler gözlenir.

 

Çocuğunun uyuşturucu kullandığından kuşkulanan aile ne yapmalıdır?

 

Böyle bir durumda paniğe kapılmamalı. Çocuğu karşısına alıp samimi olarak konuşmalı ve uzman bir psikiyatriste götürmeye onu ikna etmeli, uzmanın tavsiye ve telkinlerine uymalıdır. (Bazı hastanelerde bulunan bu konu ile ilgili bölümlere de başvurulabilir.)

 

Son olarak şunu söyleyebiliriz ki uyuşturucu bağımlılığından kurtulmak güçlü bir irade ve üstün bir gayet ister. Kişi istekli ve gayretli ise bağımlılıktan kurtulabilir.

 

Ne yazık ki tedavi oranının düşük olduğu bağımlıların pek çoğu “yaşayan ölü” durumunda topluma yük olacak şekilde yaşayıp genellikle de kaza, zehirlenme vs. gibi bir nedenle genç yaşta  hayata veda ederler. Bu nedenle, en iyisi bu illete hiç bulaşmamak ve bulaşanlardan uzak durmaktır.

 

Uyuşturucu Tuzağı

 

Uyuşturucuya Alıştırma Yöntemleri ;

 

Unutmayın , eroin bağımlılığının ilk adımı arkadaş kıyağı ile atılır .

Eğer arkadaşınız , gerçektende arkadaş değil de bir "ayakçı" ise, birkaç hafta sonu devam eden bu kıyakçılığı " bombalama" denilen ikinci aşama izler. Bu aşamada bir gün ziyaretinize gelen ayakçı,  kıyağını yaptıktan sonra giderken, nasılsa yanındaki yüklüce miktarda eroini  almayı unutuverir.   Bir eroinmanın malını asla unutmayacağını bilmediğiniz için kuşkulanmazsınız. Birkaç gün gelip almasını beklersiniz. Gelmez. Bir gün, "yahu şundan bir kere çeksek ne olur sanki?" dersiniz. Sonra bunun gerisi gelir. Mal bittiğinde bombalanmışınız demektir. Artık bir eroin bağımlısı olarak, her yerde kıyakçınızı, daha         doğrusu ayakçınızı arar ve kolaylıkla bulursunuz.

 

Özellikle genç yaştaki insanlar arasında, guruptan bir yada birkaç kişinin uyuşturucu kullanması , diğerlerinin de en azından bir kez denemesi için yeterli bir neden.

 

Gençler , birbirlerine sigara ikram eder gibi yada hastalığını iyileştirmek amacıyla ilaç verir gibi uyuşturucu sağlayabiliyorlar. Gençler, arasındaki sohbetin dışında kalmasını istemedikleri arkadaşlarını da kendileri gibi uyuşturucu kullanmaya zorlayabilirler. Kullanmaya itiraz eden arkadaşlarını dışlıyor yada  "arabesk" türü tanımlamalarla , kendilerince aşağılama yolu seçiyorlar.

 

Okul önleri de artık satıcılar için vazgeçilmez mekanlardan. İstanbul'da bulunan pek çok okulun kapısında , özellikle çıkış saatlerinde uyuşturucu satıcılarına rastlanıyor. Okul yönetimi nemi yapıyor? Hayır onların okulunda uyuşturucu kullanan öğrenci yok ki. Neden böyle bir konuyu düşünsünler?

 

Esrar bağımlıları , kullandıkları malın içine eroin karıştırılarak bu uyuşturucuya da alıştırılabilirler. Eroin krizleriyle birlikte de bağımlılık başlar.

 

 

Ne Yapmalısınız ?

Anne ve Babalar;

Çocuğunuzun Bağımlılık Yapıcı Madde Kullandığını Anladığınızda;

 

 

1- Paniğe kapılarak öfke ile hareket etmeyiniz.

2- Durumu gözlemleyerek Çocuğunuzun sosyal çevresini inceleyip, sorunun kaynağını tespit etmeye çalışınız,

3- Çocuğunuzun arkadaş ilişkilerini gözden geçiriniz,

4- Çocuğunuzun uyuşturucu madde kullanmasının sebeplerinin arasında, sizin de eksik ve yanlış davranışlarınızın olduğunu göz ardı etmeyiniz,

5- Çocuğunuza kesinlikle kötü davranmayınız, onu suçlamayınız,

6- Uzman bir hekimin bilgisine başvurarak tavsiyeleri doğrultusunda hareket ediniz,

7- Çocuğunuzu sıkmadan, sevgi ve şefkatli bir yaklaşımla ona daha fazla ve kaliteli zaman ayırınız,

8- Aile bağlarını gözden geçirip, güçlendirmeye çalışınız,

12

6.TANI, KORUMA VE

TEDAVİ AŞAMASINDAKİ YOLLAR: AİLEYE VE BAĞIMLI KİŞİYE DÜŞEN GÖREVLER

 

Aile, toplumun çekirdeği olduğu için bu noktada en büyük görev aileye düşmektedir. Ebeveynle, çocuğun arasındaki bağ güçlü olmalıdır ve çocuk yaşamında karşılaştığı zorlukları anne

-

babasına rahatça anl

atabilmelidir.

Bu konuda madde kullanıcısının dikka

t edecekleri

ve ailenin gözleyeceği

nokta ise:

  • Gerek sevgiyi ve mutluluğu muhakkak ki kendi yuvalarında aramalıdırlar. • Kötü arkadaş guruplarından uzak durmaları gerekir. Böyle kişiler davranışlarından, hareket ve sözlerinden anlaşılır. • Boş zamanları en iyi şekilde (okumak, kültürel ve diğer faydalı faaliyetlerde bulunmak gibi meşguliyetlerle) değerlendirmelidirler. •

 

Yine gençlik dönemi; halk arasında söylendiği şekliyle "delikanlılık" devresidir. Bu yaşlarda kişilik icabı, gelecek için her an problem oluşturabilecek hareketlere girilebilir, kararlarda isteksizlik olabilir. Gençler bu hususu daima göz önünde tutmalı büyüklerin uyarılarını dikkate almalıdırlar. Bunların dışında, maddeye alıştırmak için kişileri içine çeken alt kültürden bahsedecek olursak. İçki, uyuşturucu, kumar, şans oyunları, sapıklıklar, fuhuş, evden kaçma gibi faaliyetlerin tümünü besleyen, ortaya çıkaran ortama "Uyuşturucu Kültürü" adını

veriyoruz.

Resim 5

 

 

 

13

Zararlı alışkanlıkların temelinde bu vardır ve bunu önlemek uyuşturucu kültürüyle mücadeleye bağlıdır. Risk altındaki kişiler, bu kültürün filizlendiği birahane, pub,

diskotek, kahvehane

, kumarhane, meyhane ve benzeri yerlerden uzak durulmalıdır. Bira, alkolizm ve uyuşturucu batağının başlangıç basamağıdır. Uyuşturucu bağımlılığının tedavisinde önemli iki nokta vardır:

 

  • Bağımlının

,

kendisinin tedavi olmaya ve bağımlılıktan kurtulmaya istekli olması. • Bağımlılığın

,

erken teşhis edilerek tedaviye başlanması. Uyuşturucu madde bağımlısı istekli ise tedavi şansı son derece yükselmektedir.

Aksi

halde zorlamayla kişileri bağımlılıktan kurtarmak mümkün değildir. Bağımlının kalıcı

organ

hasarları, ağır ruhsal problemler oluşmadan teşhis edilmesi tedaviyi kolaylaştırmaktadır.

 

Erken teşhis edilemeyen vakalarda tedavi uzamakta ve iyileşme süreci gecikmektedir.

 

Uyuşturucu madde bağımlılığının tedavisi, tedavi ve rehabilitasyon olmak üzere iki

 

aşamada gerçekleştirilir.

 

  • Tedavi aşmasında kişi bağımlı olduğu maddeden uzaklaştırılarak yoksunluk belirtileri ile savaşılır.

 

Vücutta oluşan fiziksel bozukluklar, hastalıklar iyileştirilir, tedavi edilir. Bu aşamada kişi hastane ortamında gözlem altında olmalıdır. Çünkü olası kriz durumları son derece tehlikelidir. Kriz sıralarında, intihar girişimlerine sık rastlanır. Toksin madde vücuttan uzaklaştırılıp yoksunluk belirtileri ortadan kalktıktan sonra ikinci aşamaya geçilir. • Kişilerin ruhsal sorunlarının çözümlenmeye çalışıldığı ikinci aşama rehabilitasyon aşamasıdır. Kişi tekrar toplum içinde, topluma uyumlu, bağımlılıktan tamamen kurtulmuş bir halde normal bir hayat sürecek hale getirilir. Kendine zarar veren alışkanlıkların yerine, hayatını olumlu

 

etkileyecek, onun bakış açısını değiştirecek hobiler kazandırılması sağlanır. Bağımlı olmasına neden olan çevreden uzak tutulması için, etrafında ona destek olacak kişilerin bir arada onun yanında onun destekçisi olması önemlidir

TOP Call Now Button